Get your own LED Scroller!

15/12/2009 ·

GÖZLERİMİ ...

- Yaşam; gözlerini bir kez açıp, bir kez kapamaktan ibarettir. -

 

            Gözlerimi açıyorum. Şimdi çimenler üzerindeyim. Ilık rüzgâr okşarken yüzümü, karışık çiçek kokularının o şaşırtıcı ahengini çekiyorum içime. Kendimden geçiyorum. Sağımda mor kır çiçekleri, solumda sarı laleler… En altta yemyeşil çimen. Masmavi gökyüzünün kapladığı bu renk cümbüşü, baharın mutluluk bayramıyla coşuyor adeta. Huzur doluyor ruhuma. Bu ahengi özümserken bir kez daha gözlerimi kapıyorum ve rüzgâr kayboluyor yavaşça.

 

            Gözlerimi açıyorum. Şimdi sessiz bir göl üzerindeyim. Üstte mavi buhar kaplamış gök olmuş, altta mavi sular kaplamış göl olmuş. Dört bir yanda, ufukta birleşip de kardeş olmuş. Bağdaş kurmuş vaziyette dururken ara sıra dizlerim suya değiyor. Serin sular ruhumun derinliklerine kadar işleyip, sükûnet dolduruyor her bir hücreme. Ara sıra gelen su şıpırtılarının sesleri doğanın en güzel şarkısını çalıyor kulağıma. Bu serin sulara bırakmak istiyorum kendimi ama yapamıyorum. Aklımın bir kısmını burada bırakarak gözlerimi kapıyorum.

 

            Gözlerimi açıyorum. Şimdi boşlukta, gökyüzündeyim. Ardımda koca bir dağ… Altımda renk renk vadiler, ovalar, tepeler ve yamaçlar. Sert bir rüzgâr ara sıra beni sallıyor ama üşütmüyor. Şimdi doruklardayım. Tek ziyaretçilerim ara sıra geçen kartallar. Özgürlük bu olsa gerek. Tüm sıkıntılardan uzak, istediğin kadar yalnız, istediğin kadar özgür… Her yer avuçlarının içinde. Bu yüksekte özgürlük başka. Benzemiyor hiçbir aşka. Uçmak istiyorum daha uzaklara, yapamıyorum. Özgürlüğü bütün damarlarımda hissediyorum ve gözlerimi kapıyorum.

 

            Güneşin ilk ışıkları vurduğunda odama, açıyorum gözlerimi. Sıcak yatağımda yatarken, gözlerim tavanda, az önce gördüğüm rüyayı düşünüyorum. Yavaşça yatağımda doğrulup, dün akşamdan kalan roman taslak notlarımı, masanın üstünden çekip alıyorum. Gördüklerimi malzemeler listesine eklerken, dün son yazdığım cümle dikkatimi çekiyor. Son cümleme bakıyorum: "Gözlerimi kapıyorum."

 

5 Mart 2009  


 

                                                           


 

Yorum (yok) Yorum yaz!

14/5/2009 ·

KENT PARK'TA BAHAR


            Çarşı tarafından Çark Caddesine dalıp da, yaşamın bir başka aktığı trafiğe kapalı bölümünden çıkınca dümdüz devam edin yola. Giderken sağa bakın daima. Evvela okulları göreceksiniz. Abi kardeş gibi yanyanadırlar. Önceleri kucak kucağa dursalar da sonradan ayrılmıştır bahçeleri. Sonra Çark Kışlası başlar. Vatanımızı koruyan kahraman Mehmetçiklerimizin gururlu sesini duyarsınız: "Her şey vatan için." Geçerken kapıdaki nöbetçiye selam vermeyi ihmal etmeyin ama şafak sormayın. Sağınızda kışla ilerlerken, bulunduğunuz kaldırımdaki asırlık kavlanlar size eşlik edeceklerdir. Ne zaman buradan geçsem, Fatsalı halk şairi Dursun Ali Akınet'in "Kavlan Ağacı" şiiri gelir aklıma. Fatsa Atatürk Parkına yolunuz düşerse o şiiri, ulu çınarın gölgesinde yazılı bulursunuz:

            " Bir sevda uğruna tutuşup yansam,
              Düşlerime girsen, öyle uyansam.
              Ne zaman gurbette sılayı ansam,
              Aklımdan geçerdin kavlan ağacı.
"

            Hele de baharda geçiyorsanız oradan, akasyaların baharı çağrıştıran o muhteşem kokusu sizi sarar da mutlu, mesut hülyalara dalarsınız. Sağınızdaki avluyu kaplayan geniş yapraklı sarmaşıklar, solunuzdaki yaşlı çınarların gölgesi, bedeninizi değil ama ruhunuzu uzaklara, çok uzaklara taşır. Kışla bittiğinde yine sağda Sakarya Stadını görürsünüz. Tatangalar'ın buluşma mekânıdır orası. Her daim yanındadırlar takımlarının. Tam karşısında Vali Konağı vardır stadın. Bu sefer Vali Konağının önüne geçer, öyle devam ederiz yolumuza. Solumuzdaki Vali Konağı bittiğinde artık Kent Park'a gelmişsiniz demektir.

            Parkın mütevazı girişinden girdiğinizde; yürüyüş yolunun iki yanında uzanan geniş çimenler, hava güzelse çimenlere uzanmış insanlar, ağaçların dibinde sevgililer, çocuklar; kısacası Adapazarı halkını orada bulursunuz. Sizden önce gelmişlerdir oraya. Yürüyüş yolundan devam edin. İdare amirliğini geçince hemen sağda; eski ahşap köprüleri andıran, kırmızı, genişçe bir köprü tümsek yaparak Çark deresinin üstünden atlar. Evet; hemen sağınızdan -parkın kenarından devam eden- Çark deresi akar. Köprünün tam tepesinde durup da aşağıya, dereye bakarsanız sessiz sessiz, şırıl şırıl aktığını görürsünüz. Sürekli akar, hiç durmadan. Tıpkı hayat gibi... Ne akan sular durur, ne de hayat... Akan sulara bakarken insan, hayatımızın da akıp gittiğini daha iyi anlar.

            Köprüden devam edip de inersek parktan çıkmış oluruz. O yüzden ben geri dönüp, hemen Çark'ın yanından ilerleyen yürüyüş yoluna girerim. Sarı yürüyüş yolundan ilerleyince az ilerideki mini baraj ile birlikte, derenin hemen kenarında, yürüyüş yolu ile paralel uzanan ahşap yol başlar. Bu yolun kimi yerinde, yine ahşaptan çardaklar bulunur. Bu çardaklar dışa doğru (dereye doğru) çıkıntı yaparlar. Karşılıklı iki yanda oturma yerleri, tam ortalarında da çöp tenekesi bulunur. Üstü de örtülü olan bu çardaklar; sevgililerin buluşma, evlilerin bakışma, avarelerin uyuşma, çocukların oynaşma, kimilerinin de okuma mekânlarıdır. Bazen ruhum daralıp da canım sıkıldığında bu çardaklara gelir, otururum. Güneşin sevecen sıcaklığı üzerimde, baharı koklar, kuş ve çocuk seslerini dinler, derenin akışını izler ve kitap okurum. Böyle bir ortamda en iyi Sait Faik okunur, herhalde. İşte bu satırları ben, iki bin dokuz yılının Mayıs ayında, sıcak bir günde Kent Park'ta yazdım.

                                                           


Yorum (2) Yorum yaz!

9/5/2009 ·

CUMHURİYET MİTİNGİNE DAVET


           



CUMHURİYET MİTİNGLERİ SÜRÜYOR


Ülkemizin emperyalist devletler tarafından işgaline karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ulusal başkaldırışımızın 90. yıl dönümünü kutlayacağımız bu günlerde, vatanımızın kurtuluş ve Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine aykırı bir süreçle karşı karşıyayız.

Bu süreçte Anayasa’da var olan kişisel hak ve özgürlükler temelinde, demokratik hakkını kullanarak siyasi iktidarın uygulamalarına karşı çıkan tüm kişi, kurum, kuruluş ve siyasi partiler yok sayılmakta, sindirilmeye ve susturulmaya çalışılmaktadır.

Unutulmamalıdır ki bilimin, basının ve toplumsal muhalefetin hapsedildiği bir ülkede demokrasinin varlığından söz edilemez. Örgütlenme hakkı, demokrasinin temel kurumu olan kitle örgütlenmesinin ön koşuludur. Bu düşünce ile, Cumhuriyetimizin, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğine sahip çıkmayı, yaşamsal bir sorumluluk olarak görmekteyiz.

Aşağıda imzası bulunan bizler, “ulusal egemenlik” hak ve sorumluluğumuzla, ülkemizi yönetenleri uyarmayı, demokrasinin bizlere yüklediği bir yurttaşlık görevi sayıyoruz.

Bu anlayışla tüm yurttaşlarımızı 17 Mayıs 2009 Pazar günü, saat 12.00’de Ankara Tandoğan Meydanında Cumhuriyet Mitingi’ne davet ediyoruz.

Cumhuriyet Devrimimiz ve Atatürk İlkeleri
doğrultusunda ülkemizin ve ulusumuzun aydınlık geleceği için tüm Demokratik Kitle Örgütlerini, Sendikaları, Meslek Odalarını, Üniversiteleri ve tüm Yurttaşlarımızı;

Sosyal Hukuk Devletimize,

Demokratik Laik Cumhuriyetimize,

Üniter Yapımıza
ve Tam Bağımsızlığımıza     sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Bu ülke hepimizin. Bu vatan hepimizin. Bu cumhuriyet hepimizin,Gelecek hepimizin…

                                                          
Düzenleme Kurulu adına
                                                                 Suay KARAMAN


Kaynak:
Atatürkçü Düşünce Derneği

Yorum (yok) Yorum yaz!

9/5/2009 ·

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !


       Son zamanlarda Laikliğe, Cumhuriyete, Türklüğe ve ülkenin gururu T.S.K.'ne yapılan saldırılar ve İslam dininin bazı kesimlerce her türlü dalavereye alet edilmesi Türkiye'de rejimi ciddi şekilde tehlikeye sokmuştur.

       Günümüzde yaşanan ciddi problemlerin temelinde Kuran-ı Kerim ve Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) 'in sünnetlerinden; Yüzyılın Dâhisi Ulu Önder Atatürk 'ün fikirlerinden, ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması olduğu açıktır. Atatürk'ün Türk Gençliğine Seslenişini günümüz Türkçesi ile tekrar okumanın ve anlamanın önemine inanıyor ve unutanlara hatırlatmak, bilmeyenlere ya da bilmek istemeyenlere de haykırmak istiyoruz:

       NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !



       EY TÜRK GENÇLİĞİ! BİRİNCİ GÖREVİN; TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI, TÜRK CUMHURİYETİNİ, SONSUZA KADAR KORUMAK VE SAVUNMAKTIR.

       VARLIĞININ VE GELECEĞİNİN TEK TEMELİ BUDUR. BU TEMEL, SENİN EN DEĞERLİ HAZİNENDİR. GELECEKTE DAHİ, SENİ BU HAZİNEDEN MAHRUM ETMEK İSTEYECEK İÇERİDE VE DIŞARIDA KÖTÜCÜLLER OLACAKTIR. BİR GÜN, BAĞIMSIZLIĞINI VE CUMHURİYETİNİ SAVUNMAK ZORUNDA KALIRSAN, GÖREVE ATILMAK İÇİN, İÇİNDE BULUNACAĞIN DURUMUN İMKÂN VE ŞARTLARINI DÜŞÜNMEYECEKSİN! BU İMKÂN VE ŞARTLAR, ÇOK ELVERİŞSİZ BİR NİTELİKTE BELİREBİLİR. BAĞIMSIZLIĞINA VE CUMHURİYETİNE KIYMAK İSTEYECEK DÜŞMANLAR, BÜTÜN DÜNYADA BENZERİ GÖRÜLMEDİK BİR ZAFERİN TEMSİLCİSİ OLABİLİRLER. ZORLA VE HİLE İLE AZİZ VATANIN BÜTÜN KALELERİ ELE GEÇİRİLMİŞ, BÜTÜN TERSANELERİNE GİRİLMİŞ, BÜTÜN ORDULARI DAĞITILMIŞ VE MEMLEKETİN HER KÖŞESİ TAM ANLAMIYLA İŞGAL EDİLMİŞ OLABİLİR. BÜTÜN BU ŞARTLARDAN DAHA ACI VE DAHA AĞIR OLMAK ÜZERE, MEMLEKETİN İÇİNDE, İKTİDARA SAHİP OLANLAR AYMAZLIK VE SAPKINLIK VE HATTÂ HAİNLİK DE YAPABİLİRLER. HATTÂ BU İKTİDAR SAHİPLERİ, KENDİ ÇIKARLARINI, İŞGALCİLERİN SİYASİ AMAÇLARIYLA BİR TUTABİLİRLER. MİLLET YOKSULLUK VE SIKINTI İÇİNDE HARAP VE BİTKİN DÜŞMÜŞ OLABİLİR.

       EY TÜRK GELECEĞİNİN EVLADI! İŞTE, BU ORTAM VE ŞARTLAR İÇİNDE BİLE GÖREVİN, TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR! MUHTAÇ OLDUĞUN GÜÇ, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA VARDIR.


                                                                          Ankara, 20 Ekim 1927


Yorum (yok) Yorum yaz!

1/4/2009 ·

TÜRKİYE SEÇİMİNİ YAPTI ! EMPERYALİSTLER KAZANDI !


-
merak edenlere-

 

Evet. 29 Mart tarihi itibarı ile Türkiye seçimini yapmıştır. Ve sonuç beklenilen gibi olmuştur. Kazanan emperyalistler olmuş, demokrasi tekrar kaybetmiştir. Şimdi bu yazıyı, başlığı okuyup gerisini okumadan geçenler olacaktır. Burada yazılanlar bazılarının gözüne, bazılarının da bir başka tarafına batacağı için muhtemelen okumadan geçecekler ve yanıt verme gereği duymayacaklardır. Ancak bu yazı; hala gerçekleri göremeyen kişileri, kime oy verdikleri hakkında aydınlatmak, zararın neresinden dönülürse kâr olduğu düşüncesi ile oy kullanmaktan da önemli bir yurttaşlık görevini yerine getirebilmek amacıyla hazırlanmıştır. Hükümet partisine oy vermeyenlere sözümüz yoktur. Onlar zaten bir şeylerin farkındadırlar. Bu yazıyı okuma zahmetinde bulunanlar, hiç şüphesiz bizi AKP düşmanı; CHP’li, MHP’li vs. hatta DTP’li(?) olarak göreceklerdir. Lakin bizim hiçbir siyasi parti ile yakından uzaktan ilişkimiz olmamakla birlikte, sadece Türkiye Cumhuriyeti taraftarıyız. Cumhuriyetimize kastedenler de elbette ki karşılarında Türk Gençlerini bulacaklardır.

 

Göremeyenler ve görmek istemeyenler için Türkiye kime oy vermiş bir kez daha bakalım:

 

 

·         12 Aralık 1997 tarihinde Siirt’te okuduğu bir şiir yüzünden; halkı ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan hapis yatmış sabıkalı bir Tayyip’e oy vermiştir.

 

·         14 Ocak 2000 tarihinde Avustralya’nın SBS radyosuna verdiği röportajda şehitler için kelle, öcalan için sayın diyen Tayyip’e oy vermiştir.

 

·         2003 yılının Mayıs ayında Müslüman(!) bir başbakan; Müslüman bir ülkenin topraklarını işgal eden amerikalı askerler için: ABD’nin Irak’ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerinin, en az zayiatla, ülkelerine mümkün olan en az zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız. demiş, halkı da bu Tayyip’e oy vermiştir.

 

·         4 Temmuz 2003 tarihinde Irak Savaşının sürdüğü bir sırada emperyalist amerika tarafından 11 Türk Askerinin başına çuval geçirilmiş, Türk halkı bu olaya tepki göstererek amerikaya Nota verin diye haykırmış, fakat Tayyip bu müzik notası değil ! diyerek olayı kapatmıştır. Türk halkı da seçimlerde bu Tayyip’e oy vermiştir. Ve bu şekilde resmi olarak kendi başına çuval geçirilmesine razı olmuştur.

 

·         amerikanın Ortadoğu üzerinde planladığı sömürgeleştirme planı olan ve ortadoğudaki; Türkiye dâhil birçok ülkenin parçalanmasını öngören (ve hatta haritası bile yayınlanan !) BOP’un (Büyük Ortadoğu Projesi) Eş Başkanı olduğunu her fırsatta ve ortamda söyleyen Tayyip’e oy vermiştir.

 

·         2006 yılının Eylül ayında Balıkesir’de bir konuşma yapan Tayyip; vatandaşın birinin şehit cenazesi görmek istemiyoruz. demesi üzerine Askerlik herhalde yan gelip yatma yeri değil ! diyerek tepki göstermiş ve halkı da bu Tayyip’e oy vermiştir.

 

·         21 Ekim 2007 tarihinde teröristler Dağlıca taburumuza saldırmış, sözde 8 askerimiz esir alınmış, fakat hükümetin etkisiz ve tepkisiz kalışı ile özelde PKK’nın, genelde emperyalistler ve işbirlikçilerinin, Türk Askerinin Türk halkının gözündeki itibarını zedeleme oyunu başarıya ulaşmıştır. Ve Türk halkı da bu Tayyip’e oy vermiştir.

 

·         İlk defa bir Müslüman(!) (Tayyip), Yahudi düşünce kuruluşundan “Üstün Cesaret Ödülü” almış ve halk da o Tayyip’e oy vermiştir. (NOT: Bilmeyenler, biraz araştırırlarsa yahudi düşünce kuruluşunun bu zamana kadar kimlere ve neden ödül verdiğini anlayacaklardır.)

 

·         Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 14 Mart 2008 tarihinde Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline gelmek iddiası ile AKP’ye açtığı kapatma davasında AKP kapatılmamış, fakat hazine yardımından 1/2 oranında mahrum bırakılmasına karar verilmiştir. Fakat burada üzerinde durulması gereken; Anayasa Mahkemesinin üyelerinin oy çokluğu ile AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğunu kabul ettiği, fakat yeni yasalarla kapatma yerine hazine yardımından mahrum bırakılma usulü getirildiği için kapatılmadığı gerçeğidir. Yani AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesince tescillenmiştir. Ve halk da bu Tayyip’e oy vermiştir.

 

…………………

 

Bunlar sadece en çok bilinen, en çok göze batan, en çok dikkat çeken ayrıntılardır. Bunlar gibi bir sürü örnek vermek mümkündür Tayyip için. Burada yazılanların yanlış olduğunu düşünenler araştırabilirler.

 

Sadece Tayyip mi bütün bunları yapan? Elbette değil. AKP hükümeti toptan emperyalistlerin hizmetindedir. Bunu ben mi söylüyorum? O halde okumaya devam edin.

 

 

·         Ülkenin can damarlarını satanlar, ucuz fiyata yabancılara peşkeş çekenler, ülkeyi ekonomik olarak dışa tam bağımlı hale getirmek isteyenler doymuyorlar. Maliye Bakanı Unakıtan Tekel özelleştirmesi(!) için Satarız, babalar gibi satarız. diyor. Bakalım başka neler diyor. (Bilenler bilir zaten. Bizim sözümüz; görmek istemeyenler ile göremeyenlere…)

·         Şeker fabrikalarının satışı için, kâr edeni de zarar edeni de satacağız.

·         TÜPRAŞ’ın satışı için, Parayı veren düdüğü çalar. TÜPRAŞ’ı Ruslara satar mısın diyorlar. Satarım arkadaş!

·         PETKİM’in satışı için, Ülkenin işgal altına girdiğini söylüyorlar. Gelsinler işgal etsinler!

·         Sümerbank’ın satışı için, Sümerbank tarihten siliniyor. Elinde bir şey kalmadığı için ismini de kaldırıyoruz.

·         Daha gözü doymamış olacak ki, limanlar için, Ne banka bırakacağız, ne fabrika, ne de işletme. Liman da bırakmayacağız. Hepsini satacağız.

·         Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Telekom’un satışı için 20 bin dolar veren kızımızı görür.

·         29 Haziran 2007 tarihinde Maliye Bakanı Unakıtan TÜMSİAD toplantısında yaptığı konuşmasında 3 kuruşluk Kıbrıs tanımlamasını yapmaktan çekinmemiştir.

 

En büyük densizliği de ülkenin en başındaki kişi, yani Gül yapmıştır. 23 Mart 2009’da Gül, 33 yıl aradan sonra ilk kez Irak’a resmi bir ziyaret yapmış ve giderken gazetecilerle yaptığı sohbette ilk defa Kürdistan Bölge Hükümeti diyerek Kürdistan’ı resmen tanıdığını tüm dünyaya ilan etme cesaretini göstermiştir. Kürdistan’ı Irak yönetiminden ayrı bir yönetim olarak tanıyarak; yıllardır Türkiye’nin güneydoğusunda bir Kürdistan devleti kurulmasını engellemek gibi bir dış siyaseti olan ve bu uğurda canlarını feda eden nice şehitlerimizin kanı da diğer bütün şehitlerimiz gibi yerde kalmıştır.

 

Ergenekon diye haksız ve hukuksuz bir isimle başlatılan ve tamamen hukuka aykırı şekilde sürdürülen bir soruşturma ile Atatürkçü aydınlara ve TSK’ne adeta savaş açılmış, Kürtçe TV yayını başlatılarak etnik kimlikler vurgulanmıştır. Ne Mutlu Türküm Diyene demeyi yanlış görenler Türk kimliğini yok etmeye çalışmışlardır.

 

 

İşte benim sevgili, okşanarak uyutulan halkım; bu ülkeyi emperyalistlerin sömürgesi haline getirmek için var güçleri ile kadrolaşıp, çalışan, Kemalist Türkiye’yi yıkıp, şeriatı getirmeye çalışanlara, oyunu bir güzel vermiştir. İşte biz bu yüzden emperyalistler kazandı diyoruz, bu yüzden şeriat geliyor diyoruz.

 

Hala burada yazılanların yazarının görüşleri olduğunu, yanlış yorumlandığını ya da yalan olduğunu düşünenler var ise araştırıp, okumalarını tavsiye ediyorum. Fakat yandaş medyada (-ki AKP yandaşı değil, emperyalist yandaşı…) ararsanız bunların birçoğunu bulamazsınız. Özellikle internette gerçekten bağımsız adresler bulmak mümkündür. Yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için bu değerli adresleri şimdilik kendime saklamak istiyorum. Bilenler zaten biliyor…

 

Bize inanmayanlar bunları da okuyabilir. Bunun gibi örnekler de çoktur:

 

 

Sabahattin ÖNKİBAR’ın Yeniçağ’da yazdığı 27 Şubat 2009 tarihli yazısı:

AKP yüzde 40’ı aşarsa bunlar olacak?

 

 

Mustafa MUTLU’nun Gazete Vatan’da yazdığı 18 Ocak 2009 tarihli yazısı:

Sıradan bir vatandaş olarak hakkımı helal etmediklerim!

 

 

Son olarak seçimler vatana millete hayırlı olsun demiyorum, çünkü hayırlı olmamış, bu sonuçlar emperyalistler ve işbirlikçilerine yaramıştır sadece.


                                                           

Yorum (1) Yorum yaz!

7/3/2009 ·

ESKİLER

       

       Eskilere taktım bu aralar. Eskiden kalan nesnelere, olaylara, mekanlara, yapılara, adetlere vs. vs. Bunu kaç kişi ister bilmiyorum ama eski zamanlarda doğmak isterdim. Şimdiki rahatlıklar ve kolaylıklar eskiden yoktu tabi ama eskinin tadı da bir başkaymış. Eskiden insanlar daha bir insanmış. Dostluk, özveri, güven, saygı ve sevgi gibi kavramların içi daha doluymuş o zamanlar. Daha sayamadığım bir sürü meziyet. Özlüyorum öyle zamanları. Küçüğün büyüğe olan saygısı, büyüğün küçüğe karşı sevgisi daha fazlaymış. Evler daha sevimli ve güzelmiş. Yollar; "Arnavut Kaldırımı" denilen parke taşlarla döşeli, arada bir geçen atlı arabalar, sessizlik ve huzur. Belki de eskiyi gözümde fazla büyütüyorum, bilemiyorum ama yine de eskide yaşamaya değerdi diyorum.

      Şimdi izin verirseniz; eskilere dönüp, oralarda dolaşmaya devam edeceğim. Yolunuz düşerse sizi de beklerim.

                                                           

Yorum (1) Yorum yaz!

6/3/2009 · Kategori: Oyun

Zaman Makinası - CHRONOTRON






İnternetteki basit oyunları çocukça bulanların bile denemesi gereken bir oyun Chronotron. Çünkü bu oyun gerçekten zor bir Zeka Oyunu. Mantık olarak da belli yaş altındaki çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum.

Zekice düşünülmüş bir mantığı var oyunun. Zaman makinasını kullanarak geçmişe dönerek, bir bakıma kendimizi kopyalamış oluyoruz.

Oyunu kısaca anlatmaya çalışayım. Robotumuzu yön tuşlarıyla hareket ettirerek yeşil simgeyi alıp, tekrar asansöre (zaman makinası) binmemiz (space tuşu ile) gerekiyor. Bunu yaparken de zaman makinasını etkili bir şekilde kullanmamız lazım. Çünkü bir takım hareketler yapıp zaman makinasına girdiğimizde bu sefer; az önce yaptıklarımızı taklit eden biz ile şu anki biz beraber çıkıyoruz. Ve geçmişteki biz hareketlerini yaparken; şu anki biz de simgeyi alıp tekrar zaman makinasına dönmeye çalışıyoruz bölümü geçebilmek için. Anlatması zor biraz, oynayınca anlayacaksınız. Özellikle 8. bölüm zor. O bölümü atlatınca ilerlemek biraz daha kolay oluyor. Herkese iyi eğlenceler...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/3/2009 ·

HÜZÜN YAĞMURLARI


       Bu sabah hüzün yağıyor yine sokaklara. Güneş umutları gizlemiş bulutlar ardına. Gökyüzü somurtmuş, güneş susmuş. Kuşlar bile yuvalarında...

       Penceremden bakarken dışarı sırılsıklam oluyorum hüzün yağmurlarında. Odamın her köşesine mutsuzluk yağıyor adeta. Aynam bile somurtuyor karşımda. Gün sessiz, sokak sessiz, küsmüşüz kaderimize...

       Neden bu kadar mutsuzum bugün? Mutsuz olduğum için mi yağıyor yağmur, yoksa yağmur yağdığı için mi mutsuzum? Canım sıkkın, dolaşıyorum odamda. Elime bir kitap alıyorum ama sıkılıyorum az sonra. Hava kapalı, ruhum kapalı, ben evde kapalı... Annemle çekilmiş o eski fotoğrafıma bakıyorum. Arkamızdaki o eski evin ne kadar da mahzun göründüğünü farkediyorum ilk defa. Sonra telefona ilişiyor gözüm. Sanki her an çalabilirmiş gibi. Neden dostlar aramazlar ki böyle zamanlarda. Yatağıma oturup, sırtımı karyolanın başına dayıyorum. Saatin tıkırtısı yağmurun çıtırtısına karışıyor. Bulutlarsa ara sıra huzursuz huzursuz homurdanıyor. Başka bir ses de duyulmuyor... Yağmur damlalarının çıkardığı farklı sesleri dinliyorum şimdi. Farklı zeminlere düşen damlaların çıkardığı farklı sesleri... Kaç çeşit ses olduğunu saymaya çalışıyorum ama başaramıyorum.

       Ruhum daralıyor yine. Yataktan fırlıyorum. Bu sefer balkona çıkıyorum. Vücudumu saran serin hava kısa bir şok yaşatıyor bana. Hafif rüzgarın etkisiyle ara sıra elime ve yüzüme çarpan soğuk yağmur damlaları beni buradan çok uzaklara, geçmişe götürüyor. Henüz çocuk denilebilecek bir yaşta; gecenin bir vaktinde kız başıma, yağmur altında dönüşlerimi hatırlıyorum evime. Üç yada dört kezdi. Gözlerimi parlatan bir ışık ile bedenime döndüğümde şimşek çaktığını anlıyorum. Hemen ardından kuvvetli bir ses ile irkilip, tekrardan kendimi içeri atıyorum. Ve tekrar yalnız ve hüzünlü odamda, hüzün yağmurlarıyla ıslanmaya devam ediyorum...

                                                           

Yorum (yok) Yorum yaz!

26/2/2009 · Kategori: Siir

EGONUN YARISI


EGONUN YARISI

Çaresiz kalıp da birgün
Ne yapacağını bilemez ya insan
Biraz mahcup, biraz da üzgün
Bekleriz ondan bir ihsan.

Gümüş kemer takmış beline
Acımaz mısın hiç halime
Dizginleri almış eline
Sözüm geçmez olmuş yarime.

McDonalds'dan çıkar, diskoda coşar
Modayı takip etmezse uykuları kaçar
Birgün Converse giyer, birgün çizme
Cüzdanı soran yok, gidiyor artık gücüme.

Limitleri aştık ala ala hediye
Bak, çıktı ayakkabıları yediye
Her markayı giyecem diye
Cüzdanı kurutmak ne diye?

Ulan kızım cüzdanımı kuruttun
Cüzdanı bırak hayatımı unuttum
Sensiz olmuyor, senle de
Sayende EGOmu da uyuttum.
 

                                                           

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

26/2/2009 ·

KELİME OYUNU


Merhaba...

Madem kelimelerle oynamaya başladık, o halde şöyle birşey yapalım.

Öyle bir (anlamlı) cümle kuralım ki, bu cümledeki bütün kelimeler aynı harfle başlasın. Ve bu şekilde en uzun cümleyi kurmaya çalışalım. Örnek vermek gerekirse;

'Ahmet'in annesi Ankara'dan ayrılmıştı.'

Bu cümle 4 kelimeden oluşuyor mesela. Burada amaç hem anlamlı bir cümle kurmak, hem de tüm kelimelerin aynı harf ile başlamasını sağlamak.



Ben bir giriş yapayım:

'Sebepsiz sorunlar Selim'i sıklıkla sıkıştırıyorken, sadece susuyordu.'


Evet. Bundan sonrası sizin. Cümlelerinizi bekliyorum. Katılım olursa hoş bir rekabet yaşanabilir. Gününüzü eğlenceli bir şekilde geçirmek istiyorsanız, bekleriz efendim.

                                                           

Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::