Get your own LED Scroller!

17/12/2008 ·

SELÇUK ERDEM'İN İLKOKULDA YAZDIĞI BİR KOMPOZİSYON

                                              


- İnternette bulduğum güzel bir yazı. Ne kadar doğrudur bilinmez ama yine de benim çok hoşuma gitti. Selçuk Erdem, bildiğiniz gibi Türkiye'nin en iyi karikatüristlerin biridir. Kendisine bizi güldürdüğü ve ufkumuzu açtığı için Teşekkür ediyorum. -

 

       İlkokul 2. sınıfta yazdığım bir kompozisyon. Sınıf ortasında okuduğum zaman öğretmen ve arkadaşlarım tarafından pek yutulmamış bir kompozisyon... Yazım hataları düzeltilmemiş, parantez içindeki notlar şimdiki ben tarafından eklenmiştir. —SE

KONU:Çevremizde neler görüyoruz?

       Ben çevremde çok şey görürüm. Yaşasın çevremiz. Çevremiz olmasaydı hiçbirşey göremezdik bence. O zaman Ufuk'u da göremezdik. Ufuk benim en iyi arkadaşım. Ufuk neler yazdı defterine bakıyorum. Öğretmenimiz hep arkadaşlarınızın defterine bakmayın der, ama şu anda bakmam lazım çünkü benim çevremde Ufuğun defteri var.

       Ufuk benim arkadaşımdır. Ufuk salak değildir. Çünkü arkadaşımıza salak demek ayıptır. Ayıp olmasa Ufuk'a salak diyebilirdik. Ama diyemedik. Bunun ayıp olduğunu öğretmenimiz öğrettiydi. Öğretmenimiz bize hep öğretir. Ne güzel şeyler öğretir. Böyle bir öğretmenimiz olmasaydı biz ne yapardık? Okula gelmezdik. Tabii o zaman hemen sevinmezdik hemen çok üzülürdük. ('çok' sözcüğü araya sonradan sıkıştırılmıştır.) Öğretmenimiz bize "arkadaşlarınıza salak demek ayıptır" demişti. Ben de "o zaman aptal demek ayıp değildir" dedim. Öğretmenimiz hepsi aynı dedi. Ben de "bu bilgi hayatta ne işimize yarayacak" diye sordum. Öğretmenimiz "Bu konu burada kapanmıştır" dedi. Ama kapanmamıştı tabii.

       Ufuk defterine şunları yazmış: Ben çevremde neler görüyorum: Ağaçlar, evler, yollar, insanlar, kadınlar, kuşlar, taşlar, topraklar, kediler, köpekler, böcekler, bulutlar, annem. Gerçekten de Ufuğun annesi hep çevresinde dolaşır. Sabah okula getirir, akşam eve götürür, derslerde de pencerenin önünde zıplayarak oğlunu görmeye çalışır. Bence çok komik. Kafası bir görünür, bir kaybolur. Yazın pencere açıkken silgiyle kafasını vurmaya çalışırız. Ama havada durmayıp hemen düştüğü için vurmak çok zordur. Yani bunların dışında Ufuğun gördüğü ilginç bir şey yok. Çevremiz çok sıkıcı değil. Ben sanki görmüyorum ağaçları, evleri. Salak! Sana demedim, bu sayılmaz, ağaçlara dedim.

       Ben çevremde hep değişik şeyler görürüm. Mesela geçen gün çevremde bir tane tavukadam gördüm. Tabi hemen arkadaş olduk. Çok ilginçti. Ufuğa anlattım ama Ufuk inanmadı çünkü o benim anlattıklarıma hiç inanmaz, bunu nereden biliyorum çünkü uzaylılara da inanmamıştı. "Bir kere, dedi, tavuktan adam olsa o zaman horoz adam olurdu" çünkü tavuktan adam olmazmış horozdan olurmuş. Ben de ona hayatında kaç tane tavukadam gördüğünü sordum. Hiç görmemiş tabi, ne konuşuyorsun o zaman? (Bu cümlenin sonundaki salak silinmiş, ama iyice bastırılarak yazılmış olsa gerek ki izi kalmış.)

       Tavukadam gerçekten var, işte şöyle bir şey: (Burada tavukadamın temsili bir resmi var.)

       Tavukadamla geçen hafta, banka sinemasında tanıştık. (Hala var mı bilmiyorum, bizim çocukluğumuzda bankalar, sinemalarda çocuklar için çizgi filmler falan gösterirlerdi.) İçerisi karanlık olduğu için diğer çocuklar onu göremediler tabi (Yalan!) Tavukadam harika bir insan. Diğer büyükler gibi insanın canını sıkmıyor. Benim en iyi arkadaşım. Ufuk için salak dedi. Ayıp da olmamış oldu, çünkü o Ufuğun arkadaşı değil. Tavukadam çok güçlü, herkesi dövebilir. Bu herkese, çevremde gördüğüm herkes dahil, bilmem anlatabildim mi? Bana dedi ki, "Eğer sana sinirlenen bir öğretmenin falan varsa, gelip onun kafasını kırayım, bacaklarını da koparmam elbette mümkün" dedi. Ben de ona "Teşekkür ederim, ama bana sinirlenen bir öğretmenim yok, öğretmenim beni çok sever bence, ben de onu severim. Onun bacaklarını ikiye ayırıp kafasını gaganla ezmene hiç gerek yok!" Böylece iş tatlıya bağlanmış oldu, ama tavukadam "sen gene de bir şey olursa haber ver, anında gelirim." dedi. Ben de haber vereceğime söz verdim. Şimdi bir şey olursa ve ben haber vermezsem tavukadama karşı çok ayıp olur.

       Çevremizi tavukadamla birlikte gördüm. Ona Marstan gelen taşlarımı gösterdim, o da bana çokoprens ağaçlarını gösterdi. O kadar çok ki. Hepsinin ortasını açıp çukulatasını yalıyorsunuz, bisküvisini hiç yemiyorsunuz. Ufuk bunlara da inanmıyor. Bana dedi ki "Sen şimdi tavukadamın uçtuğunu da iddia edersin" dedi. Ben de tabi hemen, tavuklar uçar mı be, biz burada güvercinadamdan bahsetmiyoruz herhalde dedim. Böyle bir laf ettiği için ona salak demedim çünkü o benim arkadaşım.

       Ufuk, o zaman niye getirmiyorsun okula, bizi de tanıştır dedi. Yok ki gelsin dedi. Ama tavukadam hergün lunaparka gittiği için okula gelecek vakti yok. Ayrıca kendisinden yok diye bahsedildiğini duyarsa Ufuğa çok sinirlenir. Bu ona inanmayan başkaları içinde geçerli olur. O zaman yumurtasını getir dedi. Sanki tavukadam bütün gün aptal aptal ortalıkta dolaşıp yumurtluyor. Tavuklarla tavukadamları birbirine karıştırmamalıyız. Çünkü hangisini kesemeyiz. (Birbirine karıştırırsak hangisini keseceğimizi bilemeyiz demek istiyor.)

       Çevremizde neler gördük? Ufuk gibi biz de çevremizde kuş gördük, ama biz gittik konuştuk. Göç eden kuşlar artık havalar ısınmaya başladığı için geri dönüyorlar. Onlara keşke dönmeseydiniz, çünkü hava gene soğuyacak dedim. Onlar da bana belki bu yıl soğumaz bir umut dediler. Yaz bitmezse gerçekten çok iyi olur. Çünkü yaz bitince okullar açılır. Ama  yaz tatilindeyken çevremde okulu görmüyorum. Tabi hemen okulumu özlüyorum. En çok da öğretmenimi özlüyorum.

Yararlandığımız kaynaklar: Çevremiz, büyüklerimiz, öğretmenimiz, tavukadam. (Son olarak bir ekleme yapmak istiyorum: Ufuk bir salaktır!!!)

 

NOT : Alıntıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

17/12/2008 ·

ŞÜKÜR

                                             


- Bu kıssadan hisseyi 26 Temmuz 2007 sabahında yazmıştım. Sabah serviste işe giderken aklıma gelen bir hikaye. Yorumlarınızı bekliyorum. -

 

       Bundan birkaç sene öncesiydi. Hâla hatırımdadır. Tatil için deniz kenarında bir semte gitmiştim.Kumsalda kayalıkların arasında geziniyordum. Birden kayalıkların arasından kıskaçlı tek kolu olmayan ve bir iki ayağı kopmuş bir yengeç çıkageldi. Zavallı zorlukla yürümeye çalışıyor, fakat yana doğru sendeliyordu. İlk olarak aklıma bunu bir insanın, bir çocuğun yapmış olabileceği geldi nedense. Onu o durumda görünce çok acıdım ve acılarına son vermek için onu öldürmeye karar verdim. Çevremden bulduğum irice bir kayayı iki elimle kaldırıp istemeye istemeye de olsa tam üzerine indirecekken;

       "Dur yapma!" diye bir ses duydum. Cılız bir sesti. Birden dönüp arkama baktım. Ama orada kimse yoktu. Sağıma baktım, soluma baktım kimse yok. Önüme dönmek üzereyken;

       "Ne olur öldürme beni!" dedi bu sefer aynı ses. İşte o zaman bu sesin zavallı yengeçten geldiğini dehşetle farkettim. Bütün tüylerim diken diken olmuştu. Büyük bir şok içinde;

       "Ama sen... Nasıl?... Konuşuyorsun..." diyebildim sadece kekeleyerek. Ve tekrar başladı konuşmaya. Bu sefer durmuş, kıpırdamıyordu:

       "Ben cezalıyım."dedi. Ben daha da şaşırarak:

       "Ama nasıl olur? Sen ne suç işleyebilirsin ki!" dedim şaşkınlıkla.

       "Ben elimdekilerle yetinmesini bilemedim. Kendimi küçük görüp balıklara özendim. Onlar gibi uzaklara yüzüp açılmak istedim. Sonra karadaki hayvanlara özendim. Onlar gibi büyük yiyecekler yemek istedim. Hem de benden çok büyük. İşte bu yüzden Rabbim beni cezalandırdı. Ama artık anladım ki, *ben birçok hayvanın yapamadığını yapabiliyorum. Hem denizde hem karada yaşayabiliyorum.* Bu en büyük özeliğimi görememişim."

       "Şimdi ne olur beni öldürme. Ben cezalıyım. Nasıl olsa Rabbim benim canımı az sonra alacaktır."

       Bunları duyduktan sonra elimdeki taşı yavaşça yan tarafa bıraktım ve aklımdan geçen cümleyi yüksek sesle söyleyiverdim:

       "Allahım; bana doğruyu gösterdiğin için sana şükürler olsun."

                                                           

Yorum (yok) Yorum yaz!

12/11/2008 ·

MÜZİK KUTUSU

                      

       Bayram sabahıydı. Her bayram olduğu gibi erken kalkmıştı. Yeni elbiselerini giymiş ve hazırlanmıştı. Babasıyla bayramlaşmış ve şimdi de onun camiiden gelmesini bekliyordu. Salona girdi. Ev sessizdi. Aynalı konsolun önüne gitti. Yavaşça müzik kutusuna yaklaştı. Bir an duraksadı. Sonra usulca müzik kutusunun kapağını açtı. Bu müzik kutusunu annesi doğum gününde hediye etmişti. Kutunun yanındaki balerini alıp yuvarlak aynanın üzerine yerleştirdi. O anda tatlı bir müzik ile birlikte balerin dönmeye başladı.
       Yedinci yaş gününde annesinin bu müzik kutusunu hediye ettiği anı nasıl unutabilirdi ki. Çok sevinmişti. Annesine sıkıca sarılmıştı o an. Sanki hiç bitmesini istemediği şekilde ...
       Yaş gününden 5 ay sonra annesi rahatsızlanmıştı ve hastaneye kendisi gitmişti. İki gün sonra da ölmüştü.
       Şu anda 9 yaşındaydı ve annesini kaybedeli 2 yıl oluyordu. Onu o kadar çok özlüyordu ki. Keşke rüyalarında gördüğü gibi odasına gelseydi birgün. Başını okşasaydı. Sarılsaydı. Öpseydi.
       Bu müzik kutusu ondan kalan en canlı hatıraydı. Ne zaman bu müzik çalmaya başlasa annesi gelirdi gözlerinin önüne. Dışarıdan gelen bir köpek havlamasıyla düşüncelerinden sıyrıldığında, aynada gözlerinden süzülen yaşları farketti. Annesiz bir bayram daha geçiriyordu.

                                                           

Yorum (yok) Yorum yaz!

3/11/2008 · Kategori: Ilgin_ Hayvanlar

KOALA

                   

-
Koalalar en sevdiğim hayvanlardan bir tanesidir. İlk olarak bu ilginç hayvanın tanıtımını yayınlıyorum.-


     Koalalar; anavatanı Avustralya olan otçul-memeli ve keseli bir hayvandır. Yavru bir ayıyı andıran sevimli görünüşleriyle koalalar, uykucu ve tembel olarak bilinirler (günde yaklaşık 18 saat uyurlar) ve vücutlarından çok kötü bir koku yayılır. Bu kokunun sebebi koalaların ana besini olan -hatta tek besinleri bile diyebiliriz-
Okaliptüs ağacının yaprağıdır.
       Koalaların vücut yapıları bulundukları çevrede ihtiyaçlarını üst düzeyde karşılayacak niteliktedir. Pençeleri ağaçların yumuşak ve düzgün gövdelerine çengel gibi saplanabilen koalaların, dört ayağı da, tıpkı bizim bir sopayı kavramamız gibi ağaç dallarını rahatlıkla kavrayabilir ve dallara sarılarak koalanın tırmanmasını sağlar.
       Bu canlılar, yaşamlarının büyük bir bölümünü okaliptüs ağaçlarının üzerinde geçirirler. Okaliptüs ağacı, koalalar için hem ideal bir korunak hem de gıda ve ilaç kaynağıdır. Okaliptüs yaprakları bir dizi tıbbi etkiye sahiptir. Yaprakları eterik yağ içerir. Bu yağ, birçok hayvan için öldürücü nitelik taşıyan kimyasallardan oluşur. Yani zehirlidir. Buna karşın koalanın karaciğeri, bu maddenin zehirini etkisiz hale getirecek özel bir sisteme sahiptir. Bu nedenle koalalar, diğer canlılardan farklı olarak bu zararlı bitkiyi rahatlıkla besin olarak kullanabilmektedirler.
       Koala, vücut sıcaklığının düzenlenmesini de okaliptüs yaprakları sayesinde yapar. Okaliptüs yapraklarının barındırdığı kimyasal maddeler, ağaçtan ağaca değişmektedir. Koala tıbbi eğitim almışçasına ağaçtaki yüzlerce yaprağın içinden kendisi için tam gerekli olanları seçer. Örneğin vücut sıcaklığı düşükse, yani üşüyorsa o zaman "phellandren" yağı içeren yaprakları yiyerek ısınır. Bunun tersi bir durumda ise, yani ateşi varsa, "cineol" içeriği yüksek yaprakları çiğneyerek vücudunun serinlemesini sağlar. Bunların yanı sıra okaliptüs yapraklarında bulunan diğer yağlar da hayvanın kan basıncını düşürür ve kaslarının dinlenmesine neden olur.
       Ayrıca koalalar çok nadir olarak su içerler. İhtiyaçları olan suyun büyük bir kısmını da okaliptüs yapraklarını yiyerek alırlar. Yılın belli zamanlarında okaliptüs yapraklarının üçte ikisi su taşır. Bu yüzden bir koala sadece yaprakları yiyerek, aylarca su içmeden yaşayabilir.
       Dişi koala, iki yılda tek bir yavru doğurur ve onu kanguru gibi kesesinde taşır. Yavru ilk aylarda annesinin kesesinden çıkmaz ve daha sonra 1 yaşına kadar annesinin sırtında yaşar. Tabii annesi de okaliptüs ağacının üzerinden başka yerde değildir. Koalaların bu ağacın üzerinde yaşamalarının nedeni, onun yapraklarını yiyerek beslenmeleridir. Yapraklarının lezzetinden başka bu hayvanların okaliptüs ağacından çok az inmelerinin bir nedeni de yerde yürürken çok zorlanmalarıdır.
       Koalalar hakkındaki önemli bir ayrıntı da; tıpkı insanlar gibi parmak izine sahip olmalarıdır. İnsanlarda olduğu gibi koalalarda da her koalanın parmak izi farklıdır. Ve insan parmak izinden ayırt etmek oldukça zordur.



Kaynaklar :
1. http://www.harunyahya.org/bilim/dogadaki_muhendislik/muhendislik2.html
2. http://www.harunyahya.org/cocuklar/hayvanlar_alemi/hayvanlaralemi4.html
3. http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/7526
4. http://tr.wikipedia.org/wiki/Koala

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/11/2008 · Kategori: Ilgin_ Hayvanlar

GİRİŞ

     Hayvanlar da bizler gibi bu dünyanın misafirlerindendir. Onlar da bizimle aynı dünyayı paylaşıyorlar ve onların da bu dünyada yaşamaya hakları vardır. Hür iradesi ve emsalsiz zekasıyla insanlar olarak, onları gerektiği şekilde korumak da bizlerin görevidir.

       Değerli okur;
bu kategoride bazı bildiğimiz sıradan hayvanların pek bilinmeyen yönlerine ve de çoğunlukla hakkında hiç ya da çok az bilgi sahibi olduğumuz hayvanlardan bahsedilecektir. Böylelikle hem daha fazla hayvanı tanıyarak kendimizi yani kültürümüzü zenginleştirip, hem de vaktimizi bilgi sahibi olarak doldurmuş olacağız.

Kalıcı Bağlantı

1/11/2008 ·

YALNIZLIĞIN SESİ

                                     
       Bu gece sessizlik çöktü yine üzerime. Nedenini bilmediğim bir hüzün kapladı yüreğimi. Gecenin bu geç vaktinde, saatin tıkırtılarıyla sohbet eder buldum yine kendimi. Yalnızlığımı paylaştığım duvarlar, sanki hergün başka bir farklılık bulduğum yağlıboya tablo, neşesini hiçbir zaman kaybetmeyen o eşsiz vazo ...
       Gündüzleri kalabalıklar içinde dolaşıp da geceleri ceza çeken tutsaklar gibi, yine aynı dört duvar arasında saatleri kovalıyorum. Uykum kaçtı yine.
       Yoklukla varlık arasındaki çizgiyi düşünürken, nedensiz kayıpların aslında bir ceza mı olduğunu sorguluyorum kendi kendime. Seni düşünüyorum bu gece yine.
       Yaşanan güzelliklerin tekrar tekrar hatırlanması acıdan başka birşey getirmese de yine de seni anımsadım bu gece. Gidişin mi daha zordu, yoksa ardından geçen zamana alışmak mı bilemedim. Yalnızlığın ebediymişcesine üzerime çöttüğünü hissediyorum yine.

                                                           

Yorum (yok) Yorum yaz!

:: Sonraki »